Jonathan Marcus
Savunma ve Diplomasi Muhabiri
BBC'den yayınlanan makaleye göre;
Bu noktada iki farklı görüş karşı karşı karşıya.
ABD
Başkanı Donald Trump tarafından da desteklenen birinci görüş, İran'ın
barışçı bir yolda olmadığı düşüncesini savunuyor. İçeriğine dair çok az
ayrıntı paylaşılmış olan açıklamaya göre, İran, bölgedeki bazı ABD
unsurlarına karşı saldırı hazırlığı yapıyor.
Beyaz Saray, bir
yandan bölgeye askeri takviye yaparken, diğer taraftan da, zorunlu
olmayan diplomatik personelini Irak'tan çekti. Ayrıca, haberlere göre,
askeri müdahale planları üzerindeki tozlar da silinmeye başladı.
Washington'un
Tahran'a mesajı net; eğer bölgedeki ABD unsurları, İran üzerinden veya
İran'ın taşeronları üzerinden hedef alınması durumunda, ciddi bir askeri
karşılık verilecek.
İkinci görüş ise kriz konusunda Washington'u suçluyor ve İran'da rejim değişikliği hedeflendiğini savunuyor.
Sürpriz olmayan bir şekilde İran bu görüşü savunuyor.
Ama aynı zamanda Trump yönetiminin, ABD içindeki bazı muhalifleri de "İran karşıtı şahinler" görüşünün arkasında.
Bu
ikinci görüşe göre, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton ve
Dışişleri Bakanı Mike Pompeo gibi şahin isimler, maksimum ekonomik
baskının işe yaramaması durumunda askeri müdahale seçeneğinin masada
olması gerektiğini savunuyor ve buna göre strateji belirliyor.
Bu iki farklı görüş, yaşananları kendi bakış açılarına göre
yorumluyor ve haklılıklarını kanıtlamak için yalnızca bir kısım gerçeğe
odaklanıyor.
Ancak bu krizde, algılar en az gerçekler kadar önemli. Hatta birçok açıdan algılar, gerçekleri yaratır hale geldi.
Ve
ortaya çıkan o gerçeğe göre, İran ile ABD arasında bir savaş, Trump
yönetimi devraldığından bu yana en olası hale gelmiş durumda.
Orta Doğu yeniden askeri gerilimlerle anılan bir bölge haline geldi.
2015
yılında küresel güçlerle nükleer anlaşma imzalayan İran'da ekonomi,
Trump yönetiminin yaptırımları yeniden yürürlüğe koyması sonrası her
geçen gün geriliyor.
Tahran, yaptırımların yeniden uygulamaya konulması sonrası nükleer sınırlamalara uymayabileceği mesajını verdi.
Ancak İran gerçekten 2015 öncesine dönerse, bu Trump yönetimine kullanabileceği bir malzeme olur.
Çok
fazla dinamiğin olduğu bu satrançta, Trump yönetimi içinde ne yaşandığı
kadar, Tahran'ın olan biteni nasıl değerlendirdiği de önemli.
Donald
Trump'ın olası bir askeri çatışma konusunda istekli olmadığı ama
kurmayları arasındaki görüş ayrılığını bir tehdit unsuru olarak görünür
kılmaya çalıştığı belirtiliyor.
Trump'ın yabancı topraklara ABD
askeri gönderme konusuna karşıt olduğu biliniyor. Ancak bölgedeki ABD
unsurlarının hedef alınması durumunda geri adım atması da olası
görülmüyor.
Tabii Tahran durumu farklı değerlendiriyor olabilir.
Acaba
İran, Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton'u, patronu Trump'un gözünde
zayıflatmak için, gerilimi kontrollü bir şekilde artırmak istiyor
olabilir mi?
Eğer durum böyle ise, bu çok riskli bir strateji.
ABD'nin bölgedeki müttefikleri İsrail ve Suudi Arabistan,
Washington'u saha kenarından alkışlayadursun, Avrupalı müttefikler
gidişattan duydukları endişeyi yüksek sesle dile getiriyor.
İspanya, Almanya ve Hollanda, artan gerilim nedeniyle bölgedeki askeri faaliyetlerini durduran adımlar attı.
2003 yılında Saddam Hüseyin'i devirmek için gerçekleştirilen işgalin artçı şokları halen sürüyor.
Üstelik İran, Saddam Hüseyin'in Irak'ından çok farklı bir önerme.
İran'ın işgalinin masada olamayacağı açık.
Daha olası olan, denizden ve havadan yürütülebilecek bir operasyon ki bu da tüm bölgeyi ateş çemberine çevirir.
Trump yönetimi devraldığında, dış politikada felaket bekleyenlerin sayısı az değildi.
İran
ile yaşanan durumun ABD'nin bugünkü dış politikasında açıkça görünür
kıldığı şey, aslında çok boyutlu bir kriz. Bu krizin içinde,
uluslararası anlaşmalarına karşı soğukluk, kendi ajandalarının peşinde
olan bölgesel müttefiklere aşırı itimat, Nato müttefikleri ile gerilim
ve bunların hepsinin üzerinde, Washington'un gerçek stratejik
çıkarlarını belirleyememe durumu var.
Çin ve Rusya ile büyük güç
rekabetinin yaşandığı bir dönemde, İran, Washington'ın stratejik
öncelikleri arasında hangi sırada olabilir?
İran, gerçekten savaş
göze alınabilecek kadar kadar büyük bir tehdit mi? Bölge konusunda uzman
birçok Amerikalı stratejiste göre, bunun cevabı hayır.
Yorumlar
Yorum Gönder