Kaynak: HaberTürk
Birçok kişinin bayramlarda bile ben almayayım sevmiyorum dediği kolonya bir anda Türkiye'de korona virüsü vakasının ortaya çıkmasıyla değere bindi. Yıllardır satılamayan kolonyalar raflarda bir an da ortadan kayboldu. Kimisi fırsata çevirip pahalıdan sattı. Beğenilmeyen kolonya bir anda baş tacı olup çıkı verdi. Biz korona virüsüne karşı kolonyanın işe yarayıp yaramadığından ziyade kolonya nasıl keşfedildi? Kolonya Türkiye'de ilk kim tarafından ve nasıl üretildiği sorularını değerlendirilen bu yazıyı sizlerle paylaşıyoruz.
Bir keşişin
Macaristan Kraliçesi Elisabeth için ürettiği koku kolonyanın atası olarak sayılıyor.
Floransa'daki
Santa Maria Manastırı rahibeleri '
aqua reginae' adıyla 14'üncü
yüzyıldan itibaren Kraliçe Elisabeth için üretilen kokuyu üretmeye
başladı.
17'inci yüzyılda İtalyan parfümcü ve aynı zamanda bir gezgin olan
Giovanni Paolo de FeminisKöln'de yaşıyordu.
Giovanni Paolo de Feminis (1660 - 1736)

Floransa
gezisi sırasında baş rahibeden kokunun formülünü öğrendi. Giovanni
Paolo Feminis, Köln'e döndükten sonra etil alkollü formülün içine
bergamot, limon ve portakal esansı katarak yeni bir ürün geliştirdi.
O ürün, ilk kez geniş kitlelerce kullanılmaya başlandı.
O ürünün adı başlangıçta
'Hayranlık Verici Su' anlamına gelen 'Eau Admirable'ydı.
Adı sonra
'Köln Suyu' anlamına gelen
'Eau de Cologne' şeklinde değişti.
Kolonya
öylesine ilgi görmeye başladı ki Giovanni Paolo Feminis taleplere
yetişememeye başladı. Bunun üzerine de İtalya'nın Santa Maria Maggiore
şehrinde yaşayan meslektaşı Giovanni Maria Farina'yı yardıma çağırdı.
Giovanni Maria Farina, Köln'e gelir gelmez 1709'da kurduğu fabrikayla kolonyayı seri halde üretmeye başladı.
Kolonyayı,
kolonya yapan ise Köln Tıp Fakültesi oldu. Fakülte, ürünün tıbbi ürün
olarak da kullanılabileceğini açıklayınca kolonya Avrupa'da
yaygınlaşarak günlük yaşamın vazgeçilmezi haline geldi.
Giovanni Maria Farina (1657 - 1732)

Kolonyanın
alameti farikası aslında tam olarak şuydu; O zamanın şartlarında
insanlar sabah akşam yıkanamıyordu. Temizlik malzemeleri henüz
üretilmemişti. Bu nedenle günlük yaşamda hep bir ağır koku vardı.
Mikpoplar da işin cabasıydı.
Kolonya hem insanları ferahlatıyordu hem de mikropları öldürdüğü için insanların hastalanma riskini azaltıyordu.
Hal böyle olunca da kolonya önce Avrupa'da sonra da dünyada insanların sahip olmak istediği ünlü bir ürün haline geldi.
O kadar çok insan o kadar çok kullanınca kolonyanın ilaçsal özellikleri de keşfedildi.
Sindirim
rahatsızlıklarına sahip olan kişiler üzerine kolonya damlattıkları
şekerleri yedi. Veya içine kolonya kattıkları şarapları içti.
Ağız içinde yarası olanlar ağızlarını kolonya ile çalkaladı.
Vücuttaki yaralara kolonya sürüldü.
Kolonya bütün halklar tarafından yaygın olarak kullanılıyordu ama aristokratlar burun kıvırıyordu.
Çünkü aristokratlar halkın kullandığını kullanmazdı.
Onlar başka ağır kokular tercih ediyorlardı ama onlar antiseptik özelliğe sahip değildi.
18'inci yüzyıldan itibaren aristokratlar da kolonyanın çekiciliğine kapıldı.
Giovanni
Maria Farina'nın kolonyası günümüze kadar gelemedi ama açtığı yolda
1799'da yine Köln'de üretilmeye başlanan '4711' adlı kolonya günümüze
kadar uzanmayı başardı.
 |
| Giovanni Maria Farina imzalı kolonyalar |
Türkiye'ye Kolonya Nasıl Geldi?
Kolonya, Türkiye'ye ilk kez
II. Abdülhamit Dönemi'nde geldi.
Önce Almanya'dan ithal edilen kolonya Türkiye'de ilk kez 1882'de
Ahmet Faruki tarafından üretildi.
Kolonya kullanımının Türkiye'de de yaygınlaşmasıyla konuk ağırlama ritüelinde değişim yaşandı.
Misafirlere gül suyu değil, kolonya ikram edilmeye başlandı.
Ve evlerin vazgeçilmezlerinden biri oldu.
Kolonya, Türkiye'de öylesine sevildi, öylesine ilgi gördü ki...
Özellikle Cumhuriyet'in kurulup yeni Türkiye'nin inşasına başlanır başlanmaz kolonya fabrikaları kuruldu.
TÜRKİYE'NİN İLK KOLONYACILARI
SÜLEYMAN FERİT ECZACIBAŞITürkiye'nin
ilk diplomalı eczacılarından Süleyman Ferit Eczacıbaşı, 1912'de
İzmir'de kurduğu fabrikada Altın Damlası Kolonyası'nı üretmeye başladı.
İzmir'in simgesi haline gelen Altın Damlası Kolonyası, şehri ziyaret
edenlerin dönüşte kendi memleketlerine hediyelik olarak götürmesiyle
ülke genelinde ünlü oldu. Bunun sonucunda da üretim artırılarak ülke
genelinde dağıtım yapılmaya başlandı. Eczacıbaşı şirketi, Altın Damlası
Kolonyası'nın adını 'gür akan su' anlamına gelen Selin olarak
değiştirdi.
 |
| Süleyman Ferit Eczacıbaşı (1885 - 1973) Fotoğrafta sağda görünen kişi |
KEMAL MÜDERRİSOĞLUKemal Müderrisoğlu, 1920'de
üniversitenin ikinci yılında staj yapmak için Fransız Bay Rebou'un
sahibi olduğu Rebul Eczanesi'nde işe başladı. Önceleri Bay Reboul'un
bahçesinde yetiştirilen lavantaların uçan yağlarından elde edilen
kolonya, daha sonra her yıl Fransa'nın güneyinde Grasse kentine yakın
bölgelerden toplanan lavanta çiçekleriyle üretilmeye başlandı. 1939'da
Bay Reboul, kendini emekliye ayırıp ülkesine dönerken, çok sevdiği gözü
gibi baktığı eczanesini Kemal Müderrisoğlu'na devretti. Kemal
Müderrisoğlu, Rebul Eczanesi'nin atölye usulü ürettiği kolonyaları
fabrikasyon üretime dönüştürerek Rebul Kolonyası olarak tüm Türkiye'ye
yaydı.
 |
| Kemal Müderrisoğlu (Fotoğrafta takım kıyafetli kişi) |
EYÜP SABRİ TUNCER Eyüp Sabri Tuncer, İnegöl'deki
baba evini satıp Ankara'nın yolunu tuttu. 1923'de 'Bonmarşe' olarak
tanımlanan perakende satış mağazasını açtı. Ana faaliyet kolu olan
ısmarlama gömlekçilikle birlikte şapka, atkı, mendil, çorap, kösele ve
deri valiz, el çantası, şemsiye gibi tuhafiye ürünleri satıyordu.
İstanbul seyahati sırasında bir esans satıcısından öğrendiği kolonya
imalatı kendisinin ve ailesinin yaşamını kökten değiştirdi.
Eyüp
Sabri Tuncer, kolonyayı dönemine göre değişik bir pazarlama politikası
uygulayarak tanıttı. Tuncer, gün içinde kalabalığa karışıp kolonyanın
faydalarını anlatıp ikramda bulundu. Bu uygulamayla kendi kolonyalarının
tüketiminde büyük başarı sağladı. 1960'da Eyüp Sabri Tuncer'in oğlu
Sabahattin Tuncer yurt dışına giderek esans üretim süreçleri hakkında
bilgi edindi. 1967'de kendi limon kolonyası formülünü geliştirerek
üretime geçti. Böylece Türkiye'de ham maddelerden kendi formülünü
geliştiren ilk kolonya markası haline geldi.
 |
| Eyüp Sabri Tuncer (1898 - 1980)* Eyüp Sabri
Tuncer, Kurtuluş Savaşı'nda er olarak verdiği hizmet karşılığında, 1926
tarihli İstiklal Madalyası Kanunu ile istiklal madalyasına hak kazandı |
Yorumlar
Yorum Gönder